yyn-T.21:01 » Tramvay ve Tarih [Araştırma]

Kullanıcı avatarı
Esat
Pir-i Seyyâh
Mesajlar: 16378
Kayıt: 17 Eyl Pzt, 2007 13:37

yyn-T.21:01 » Tramvay ve Tarih [Araştırma]

Mesajgönderen Esat » 21 May Çrş, 2008 17:14

Bu araştırma yazısı Raylı Sistemler Bülteni 2008/1 sayısında yayınlanmış ve yazarın izni ile siteye alıntılanmıştır. Bu 3 bölümlük yazı dizisinin ilk bölümüdür.

Mehmet ÇAKIL
Tramvay Hat Bakım Vardiya Amiri
cakil@istanbul-ulasim.com.tr


Bağcılar - Kabataş cadde tramvayının Beyazıt ile Sirkeci arasındaki bölümünde yaptığımız gözlem ve incelemelerde asgari 150 yıllık geçmişi olan 30 tarihi yapı ve eser olduğu tespit edilmiştir. Bu eserlerin tramvay araçlarının bıraktığı ses ve titreşimlerden etkilenmesi sebebiyle, bazı bölgelerde daha önce lokal çalışmalar yapılmıştır. Ancak diğer eserlerinde koruma altına alınabilmesi için yolun altyapısında ciddi bir rehabilitasyona ihtiyaç vardır. Darbe sönümleyecek, sesi ve dinamik tesirleri absorbe edecek bir altyapı sisteminin yolumuza tatbiki gerekmektedir.

Tramvay yolunun ıslah çalışmalarını yapacak teknik birikime sahip olan Ulaşım AŞ'nin hat bakım teknik elemanları, önümüzdeki dönemde bu eserlerin geçtiği tüm bölgeye kalıcı bir sistem tatbik etmeyi arzu etmektedir. Bu niyetin nihayete erebilmesi için başta Istanbul Büyükşehir Belediyesi olmak üzere her kesimden insanların desteğine ihtiyaç vardır. Çalışmaların gerekliğini ve nemini belirten aşağıdaki tarihi yapıların resimleri ile bunların yapımında emeği geçen ve tarihimizde çok değerli yerleri olan ecdadımızın da hayatları kısaca anlatılarak bir rapor haline getirilmiştir. Bu rapor bültenimizde 4 bölüm halinde yayınlanacaktır.

(Not: Tramvay hattı 1. yol: Deniz tarafı tramvay yolunu, gidiş istikametini, 2. yol: Iç yol, geliş istikametini ifade etmektedir.)

1 - Kraliçeci Hasan Ağa Camii
Beyazıt Çarşıkapı-Çemberlitaş arasında bulunmaktadır. Osmanlı döneminde Yeniçeri ağası Hasan Ağa tarafından 16. yüzyılda yapılmıştır. Rivayete göre camii önünden geçen ve Topkapı' ya kadar devam ettiği söylenilen tünel vardır. Caminin mevcut hali biraz bakımsız olmakla birlikte yakın tarihlerde bazı bakımlar da görmüştür. Tramvay hattın deniz tarafı 1.yol kenarındadır. Beyazıt kavşağı yanındadır.
Resim

2- Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Medresesi (Hicri-1095 M-1684)
Tramvay hattı 1. yol kenarında bulunan bu medrese 1634 yılında Merzifonda doğmuş olan Kara Mustafa paşa tarafından yaptırılmıştır. Kara Mustafa Paşa: Babası'nın yakın arkadaşı Köprülü Mehmed Paşa tarafından medrese eğitimi görmüş, Köprülü Mehmed Paşa'ya damat olduktan sonra, 41 yaşında iken sadrazamlığa getirilmiştir. En büyük hayali Kanuni devrinin güç ve itibarını Osmanlı Devleti'ne yeniden kazandırmak olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, hayatını bu amaca adamıştır. Osmanlı-Rus Savaşı'nda padişahla birlikte sefere katılmıştır. Zamansız giriştiği ve sorumluluğunu tek başına yüklendiği Ikinci Viyana Kuşatması büyük bir bozgunla sonuçlanması üzerine, bu bozgundan sonra idam edilmiştir. Kabri Belgrat'tadır. Istanbul içinde ve dışında yaptırdığı birçok hayır eseri vardır. Kendisinden sonra da ailesinden bir çok devlet adamı yetişmiştir.
Resim

3- Çorlulu Ali paşa Medresesi ve Camii Şerifi (Hicri 1119 / M 1716)
Tramvay hattı 2. yol kenarında bulunmaktadır. Beyazıt Çarşıkapı-Çemberlitaş arası Yeniçeriler caddesinde bulunan ve sadrazam Çorlulu Ali Paşa’nın yaptırdığı camidir. Caminin giriş kısmı hediyelik eşya satıcıları ve dinlenme yeri olarak faaliyet göstermekte olup, cami arka taraftadır.
Çorlulu Ali Paşa: 1670 yılında doğdu. Çorlu'da yerleşmiş bir çiftçi ailesinin oğluydu. Sultan II. Ahmed devri Kapıcıbaşı Türkmen Kara Bayram Ağa'nın evlatlığı olarak, önce Galata Sarayı’nda memuriyete bulundu. Daha sonra üst derecede bir memuriyete getirildi. Padişah ile sadrazam arasındaki irtibatın silahdar ağa nezaretinde yapılmasını sağladı. Çorlulu Ali Paşa'nın bu başarıları çok geçmeden birbirleriyle yarış halinde bulanan sadrazamın ve şeyhülislamın dikkatini çekti. Sultan Ikinci Mustafa'nın kızı Emine Sultan’la evlendi. Çorlulu Ali Paşa sadrazam olduktan sonra, devletin mali işleriyle ilgilendi ve saray masraflarını kontrol altına almak istedi. Tersane ve donanmaya önem verdi. Toplar döktürdü, askeri ocaklarda düzenlemelerde bulundu. Isveç - Rus savaşı sırasında Isveç'i Ruslara karşı destekledi. Amacı ilerde meydana gelebilecek Rus-Osmanlı savaşında yorgun düşmüş bir Rus ordusuyla karşılaşmak ve galip çıkmaktı. Sultan III. Ahmed’in bu siyaseti tasvip etmemesi ve bir süre sonra Rusların savaştan galip ayrılması üzerine Çorlulu Ali Paşa, aleyhinde yapılan propagandalar sonucu gözden düştü. Sultan III. Ahmed, Ali Paşa'yı sadaretten azletti ve bir gün sonra Kefe'ye sürdü. Çorlulu Ali Paşa, sadrazamken Sinop'a sürdüğü Şeyhülislam Paşmakçızade Seyyid Ali Efendi’nin fetvası ve padişahın Aralık 1711 tarihli fermanı ile idam edildi.
Resim

4- Koca Sinan Paşa Çeşmesi ve Türbesi
Bayazıt-Çemberlitaş arası 2. yol kenarındadır. Önde görkemli bir çeşme olup, çeşme ve arka kısımda Sinan paşa türbesi diğer türbeler bulunmaktadır. 5 kez Osmanlı sadrazamlığı yapan Koca Sinan Paşa başka bölgelerde de adına yapılmış eserler bulunmaktadır.
Koca Sinan Paşa: 1520 yılında Arnavutluk'ta doğdu. Devşirme olarak alındığı Enderun'da yetişti. Kanuni'nin çeşnigirbaşılığına kadar yükseldi. Malta sancakbeyliği ile saraydan ayrıldı. Muhtelif yerlerde sancak beyliklerinde ve beylerbeyliklerinde bulundu. Yemen'de çıkan isyan sonrasında azledilen Lala Mustafa Paşa'nın yerine vezirlikle yemen serdarlığına getirildi. Mekke üzerinden Yemen'e yürüyerek Aden ve çevresini asilerden temizledi. Kahire Kalesi'ni; Sana'yı ve Kevkeban kalelerini geri aldı. Yemen'i ikinci defa Osmanlı Devleti’ne bağladığı için ‘Yemen Fatihi’ ünvanını kazanan Sinan Paşa, Yemen dönüşü tekrar Mısır Beylerbeyliğine tayin edildi. Yedinci vezir olarak kubbe vezirliğine tayin edildi.
Ertesi yıl Tunus'u Ispanyollardan alarak Tunus Fatihi ünvanını kazandı ve gösterdiği bu başarıdan dolayı dördüncü vezirliğe yükseldi. Daha sonra sadrazam oldu. III. Mehmed'in Eğri seferinin hazırlıklarını yaparken vefat etti. Bayezıt-Çemberlitaş arasında inşa ettirmiş olduğu türbesine defnedildi. III. Murad'a hediye ettiği Sarayburnu'ndaki Sinan Paşa Köşkü’nden (Incili Köşk) başka ülkenin çeşitli yerlerinde cami, medrese, çeşme, han hamam gibi birçok hayratı vardır.
Resim

5- Mimar Hayreddin Camii/Mescidi
Beyazıt-Çemberlitaş arası 1. yol kenarındadır. Ön tarafı dükkanlarla kapatıldığı için giriş kısmı caddeden camii kısmı ise arkada kalmıştır. Mimar Hayreddin: 15. yüzyıl sonları ile 16. yüzyıl başlarında yaşayan, II. Bayezid devrinde önemli binalar inşa eden Osmanlı mimarıdır. Murat isminde bir mimarın oğludur. Istanbul'da çeşitli binalar inşa etmiştir. Osmanlı mimarisine bazı yenilikler getirmiştir. II. Bayezid devrinde inşa edilen pek çok binayı Mimar Hayreddin'in inşa ettiği veya inşasına katkıda bulunduğu çeşitli kaynaklarda geçmektedir. Mimar Hayreddin Istanbul'da kendi ismiyle anılan mescidi yaptırmıştır. Edirne'deki büyük II. Beyazıt Külliyesi de Mimar Hayreddin'in eseridir. Vefat tarihi ve mezarının yeri bilinmemektedir.
Resim

6- Atik Ali Paşa Medresesi (Birlik vakfı)
Beyazıt-Çemberlitaş arası 1. yol kenarındadır. Karşısında büyük bir cami olan Atik Ali Paşa camisi bulunmaktadır. Atik Ali Paşa: Aslen Saraybosnalıdır. Devşirme olarak Enderun'da yetişti. Babüssaâde ağalığı yaptıktan sonra önce sancak beyliği, ardından da Karaman Beylerbeyliğinde bulundu. Bu sırada içteki çeşitli siyasi karışıklıklarla uğraştı. Özellikle Cem Sultan ve Karamanoğlu Kasım Bey'e başarı ile mücadele etti. Daha sonra Rumeli Beylerbeyi olan Ali Paşa, Boğdan voyvodasının Akkirman'ı almaya teşebbüs etmesi üzerine ona karşı gönderildi. Ali Paşa Eflak beyini ve kuvvetlerini yenerek Boğdan'a girdi. Veziriazam Davud Paşa'nın maiyetinde Memlük seferine katıldı. Çevredeki kalelerin zapt edilmesinde başarılı oldu.
Moroyu osmanlı topğraklarına kattı.. Bu fetihten sonra Mora'da ticaret çok gelişmiş, o sırada Ispanya'da büyük sıkıntı içerisinde olan Müslümanlardan bir kısmı Mora'ya yerleşmiştir. Ali Paşa 1501'de Mesih Paşa'nın ölümü üzerine veziriazam oldu. Ali Paşa 1511'de şehit düşünceye kadar sadarette kalarak, devlet işlerini başarıyla sürdürdü. Hatta II. Beyazıt bir çok konuda idareyi ona bıraktı. Atik Ali Paşa değerli bir devlet adamı, iyi bir kumandan olmanın yanında memleketin imarına önemli hizmetleri geçmiş bir kimsedir. Dürüst ve dirayetli şahsiyeti, hayırseverliğiyle devrin kaynaklarında övülmüştür. Onun hayır eserlerinin başında Istanbul Çemberlitaş'ta Cami, Medrese, Imaret, Mektep, Kütüphane ve diğer müştemilat-tan oluşan külliye gelir. Ali Paşa'nın bu külliye içerisinde teşkil ettiği kütüphane fetihten sonraki Istanbul'un en önemli kültür müesseselerinden biridir. Yine Istanbul Karagümrük'teki Zincirlikuyu veya atik Ali Paşa Camii, Tekfur Sarayı, civarında Kaiye adıyla manastırdan çevrilen cami, bunun yakınında yaptırdığı bir medrese, Edirne'deki bir cami, Bursa'da bir imaret, Mora'daki birkaç sıbyan mektebi onun hayratındandır.
Ali Paşa, vakıflarında hizmet gören personelin ücretleri, bu eserlerin tamir masrafları vb. için başta Istanbul olmak üzere Imparatorluğun birçok yerinde yüzlerce ev, dükkan, hamam, çiftlik, bahçe ve tarla vakfetmiştir. Ali Paşa bütün bunların yanında ilim ve sanata da yakın ilgi duymuş, ilim ve sanat erbabını himaye etmiştir. Sarayında sık sık alim ve şairleri toplar, onlara ziyafet verir, ilim ve kültür sohbetleri yapılmasını sağlardı.
Resim

7- Atik Ali Paşa Camii
Beyazıt-Çemberlitaş arası 2. yol kenarındadır. Çemberlitaş tramvay durağının yakınındadır. Sedefçiler Camii de denilir. 1496 da yapılmıştır. Bursa üslubuyla klasik uslüp karışımı caminin 12.50 kotundaki kubbesi iki filayağına yaslanan kemerler üzerindedir, iki yanında iki küçük kubbesi ve bir minaresi vardır. Imareti ortadan kalkmış, medresesi cami karşısındadır. Avlu kapısından caddeye çıkınca yanda bir çeşmesi bulunur. Son cemaat yerine üç avlu kapısından girilir, şadırvanı yoktur, abdestlik ve tuvalet bölümü sonradan yapılmıştır.
Resim

8- Çemberlitaş Sütunu
Çemberlitaş 2. peron arkasındadır. M.S. 330 yıllarında Imparator Konstantin onuruna, İstanbul'un yedi tepesinden biri olan ve şu anki adıyla Çemberlitaş olarak adlandırılan semteki tepeye dikilmiş olan sütundur. Sütun her biri 3 ton ağırlığında ve 3 metre çapında olan bileziklerle birbirine bağlanmış toplam 8 adet sütun ve bir kaidenin üst üste konulmasıyla oluşturulmuştur. Şu anda restorasyonu yapılmaktadır.
Tarihçe: Bizans imparatoru Kostantin, Roma'daki Apollon Tapınağı’ndan söktürterek uzunluğu 57 m olan bu sütunu getirterek eskiden Forum Kostantin adı verilen bir meydan olan günümüzdeki yerine diktirmiştir. Ilk yapıldığında sütunun üzerinde doğan güneşi selamlayan bir Apollon heykeli var iken 330 yılında Istanbul'a dikildiğinde Imparator Konstantin bunun yerine kendi heykelini sütunun üstüne koydurtmuştur. Daha sonra da yine Bizans imparatoru olan Jülyanos ve Teodoz'un heykelleri koyulmuştur. Sütun, 1081 yılında yıldırım isabet etmesi nedeniyle yanmış ve hasarlanmış ve üzerindeki heykel devrilmiştir. bundan sonra 1. Aleksios Komnenos sütunu onartmış ve üzerine kaidesi olan bir başlık ile büyük bir haç koydurtmuştur. Daha sonra Osmanlı döneminde Apollon Sütunu büyük bir yangın geçirmiş, sütunun mermerleri zedelendiğinden Sultan II. Mustafa (1695-1704) sütunun altına duvarla takviye ettirmiş, demir çemberlerle sardırarak sağlamlaştırmıştır. Bu nedenle o günden sonra adı Çemberlitaş olarak anılmıştır. Istanbul'un 1453 yılındaki fethinden sonra üzerindeki haç indirilmiş ve Çemberlitaş ilk kez 1470'li yıllardan sonra Yavuz Sultan Selim döneminde yenilenmiştir. Daha sonra 2. Mustafa (1695-1704) döneminde Sütun geçeirdiği bir yangından sonra mermerleri çok hasar gördüğü için
altından duvar yapılarak desteklenmiş ve demir çemberler ile çevrilerek sağlamlaştırılmıştır. Kesinliği ispat edilmemekle birlikte, sütunun alt kısmında Hz. Isa peygamberin Kudüs’te olduğu varsayılan mezarından alınarak buraya getirtilip gömülen bazı eşyaların olduğu söylenmektedir.
Resim
En son Esat tarafından 21 Kas Pzr, 2010 21:05 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.

Kullanıcı avatarı
Esat
Pir-i Seyyâh
Mesajlar: 16378
Kayıt: 17 Eyl Pzt, 2007 13:37

Mesajgönderen Esat » 28 May Çrş, 2008 13:32

Bu araştırma yazısı Raylı Sistemler Bülteni 2008/2 sayısında yayınlanmış ve yazarın izni ile siteye alıntılanmıştır. Bu 3 bölümlük yazı dizisinin ikinci bölümüdür.

9- Köprülü Mehmet Paşa Camii
Çemberlitaş-Sultanahmet arası 1.yol kenarındadır. Divanyolu’nda Çemberlitaş’ta bulunan Köprülü Mehmet Paşa Külliyesi, küçük türbe biçiminde cami,medrese, hazire ve sadrazam Köprülü Mehmet Paşa ve oğlu sadrazam Ahmet Fazıl Paşa’nın gömülü bulunduğu açık türbeden oluşuyor. Sayısız hayrat bırakan Mehmet Paşa’nın en belirgin hayratı ise kendi adına Safranbolu’da yaptırdığı camidir.
Köprülü Mehmet Paşa:
Osmanlı devletini zor bir devrede maharetle idare etmiş, karmaşıklığa son vererek, devlete yeniden eski itibarını kazandırmış büyük bir devlet adamıdır. Devlet hizmetine girdiği andan itibaren sık sık haksızlıklara maruz kalmış, çekemeyen kişilerin haset oklarına uğramış, fakat o yılmamış var gücüyle devlet hizmetine koşmuş ve yine en sıkıntılı zamanda hizmete talib olarak devleti selamete çıkarmaya muvaffak olmuştur. Mehmet Paşa, 1578'de Arnavutluk'ta doğmuştur. Babası Vezirköprü eşrafındandı.
Gençliğinde Istanbul'a getirilerek saraya alındı. Bu esnada bütün memlekette anarşi kol gezmekteydi. Zorbalık ve haksızlık almış yürümüştü. Devlet düzeni bozulmuştu. Ordudaki disiplin bozulmuş, askerler ahaliyi rahatsız etmeye başlamışlardı. Henüz çocuk olan IV. Mehmed'in duruma hakim olması mümkün değildi. Istanbul'da bulunan mevki ve makamda gözü bulunmayan Mehmet Paşa, devletin içerisinde olduğu durumdan ızdırap duyuyor ve yakın arkadaşlarına devletin kurtarılması için ne yapılması lazım geldiğini anlatıyordu. Köprülü'nün fikirlerini Valide Sultan'a anlatmış ve Köprülü'yü sadrazam olarak tavsiye etmişti. Valide Sultan, Köprülü ile görüştü ve onu sadrazam yapmak istediğini bildirdi. O esnada 78 yaşında olan Köprülü, kendisine geniş yetkiler verildiği ve aleyhine hile koparanların sözlerine itibar edilmeyeceğine söz verildiği takdirde sedâreti kabul edeceğini bildirmiş ve kendisine çok geniş yetkilerin verilmesi üzerine 15 Eylül 1656'da sadrazamlığı kabul etmişti. Mehmet Paşa idareyi ele alır almaz derhal anarşiyi bastırma yoluna gitmiş ve zorbaları birer birer yakalatarak cezalarını vermişti. IV. Murad gibi, ordu intizam altına alınmadan devletin kargaşadan kurtarılamayacağına ve huzurun temin edilemeyeceğine inanan Mehmet Paşa, ordudaki zorbaları temizleyerek, disiplini kurmaya muvaffak oldu.
Istanbul'daki karışıklıklarda, yeniçeri kıyafetine soktuğu hıristiyanlar vasıtası ile müslüman ahaliyi zarara uğratan Rum patriğini idam ettirdi.Istanbul'daki ulema sınıfı arasındaki kargaşalığı önledi ve bu sınıfın huzurla hizmet görür hale gelmelerini sağladı. Devlet bünyesinde asayişi muhafaza edip, huzur ve intizamı ikame ettikten sonra orduyu toplayarak sefere çıktı. Çanakkale Boğazı'nı kapatmış olan Venediklilerin üzerine yürüdü. Kaptan Topal Mehmet Paşa'nın denizden, kendisinin karadan yaptığı taarruz neticesinde Venediklileri boğazdan attı ve Venedik işgali altındaki Bozcaada ve Limni adalarını geri aldı. Ardından Eflak, Boğdan ve Erdel meselelerini ele aldı. Bu havalideki isyanları bastırdı. Anadolu'daki Abaza Hasan Paşa isyanını da başarıyla bastırdı ve Anadolu'da huzuru temin etti. 1661'de Edirne'de vefat eden Köprülü, Istanbul'a getirilerek Divanyolu'ndaki türbesine defnedildi. Kendisinden sonra oğulları, Köprülü Fazıl Ahmet Paşa ve Köprülü Fazıl Mustafa Paşa sadrazam olarak devlete hizmet etmişlerdir.

10- Çemberlitaş Hamamı
Çemberlitaş 2. peronu geçtikten sonraki Sultanahmet tarafı kavşaktadır. Çevresi küçük işyerleri ile kapatılmıştır. Ancak birkaç metre geriden bakıldığında kubbesi görünmektedir. Yerli ve yabancı turistlerin tercih ettiği bir hamamdır.
Tarihçe: Tam 422 yıllık bir hamam. Su mimarisinin eşsiz ve benzersiz abidesi. Istanbul'un en güzel hamamlarından biridir. Çemberlitaş Hamamı, Sultan II. Selim'in karısı ve Sultan III. Murad'ın annesi Nurbanu Sultan tarafından Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. Çemberlitaş Hamamı, birbirinin tamamen benzeri ve bitişik bir çifte hamam olarak planlanmış. Erkekler kısmının girişi Vezir Han Caddesi üzerinde. Giriş üzerinde, etrafı rumilerle bezeli, üç sıra halinde hazırlanmış altı mısralı bir kitabe var. Kadınlar kısmı girişi eskiden Divanyolu Caddesi üzerinde Sultan Mahmut Türbesi tarafındaydı. Kadınlar kısmının soyunma mekanı cephesi, 1968'de Divanyolu Caddesi genişletme çalışmaları sırasında bir miktar kesilmiş. Kesilen kısım altta dikdörtgen, üstte yıldız biçiminde pencereleri olan bir duvarla kapatılmış. Erkekler ve kadınlar bölümlerinin soyunma yerleri, geçişi köşe trompları ile sağlanmış büyük birer kubbe ile örtülü. Etrafında üç kat soyunma odaları var. Her iki kubbede de aydınlık feneri mevcut. Bugün sadece kadınlar kısmının aydınlık feneri orijinal durumda. Ince sütunlara dayanan kemerlerin taşıdığı bir kubbecikle örtülü olan aydınlık feneri zarif bir biçimde bezenmiştir. Hamamın toplam 38 kurnası var. Kubbenin altında çok yüzlü büyük bir göbek taşı bulunuyor. Sıcaklık bölümleri kubbelerinde bulunan küçük delikler ile aydınlatılıyor. Delikler cam fanuslar ile kapatılmış. Yapı, Mimar Sinan'ın son dönem eserleri arasında. Ustalığının son döneminde, sadelikten vazgeçmeden, fonksiyon zenginliği, zarafet ve dinginliği bu yapıda buluşturmuş. 422 yıldır Istanbul onca felaket gördü, depremler yaşadı, modern çağın tahribatıyla karşı karşıya kalmasına rağmen Sinan'ın yaptığı horasan kanalları sağlam durmaktadır.

11- Basın MüzesiÇemberlitaş-Sultanahmet arası 2. yol kenarındadır. Geniş bir cephesi ve Osmanlı'nın son döneminde 1865 yılında yapılmıştır. Istanbul Darülfünun (üniversitesi) ve Meaarif-i Umumiye Nezareti (Milli eğitim Bakanlığı) hizmetlerinde kullanılmıştır. Daha sonraki yıllarda sansör heyeti çalışmış. 1908 yılında ise Istanbul Belediyesine devredilmiştir. 1908-1983 yıllarına kadar belediyenin çeşitli birimlerine hizmet eden bina, daha sonra 12 Eylül dönemi paşalarından Istanbul Belediye Başkanlığına atanan Abdullah Tırtıl tarafından Gazeteciler Cemiyeti başkanı ile Nezih Demirkent arasında yapılan anlaşmayla bu cemiyete 49 yılığına kiraya verildi.

12- Sultan 2. Mahmud ve 2. Abdülhamid Han Türbesi ve Diğer Mezarlar
Osmanlı son döneminin iki padişahı ve diğer Osmanlı aile fertlerinin kabristanlarının bulunduğu bölgedir. Çemberlitaş-Sultanahmet arası 2. yol kenarındadır.
Sultan 2. Mahmud: Osmanlı sultanlarının otuzuncusu ve Islam halifelerinin doksan beşincisidir. 1786'da doğmuş, 1808-1839 yılları arasında iktidarda olmuştur. Küçük yaştan itibaren yüksek din ve fen ilimlerini devrin kıymetli alimlerinden öğrendi. Amcası III. Selim Han onun yetişmesine çok itina göstererek, modern askerî ve teknik bilgilerle devlet idaresini iyi bir şekilde öğrenmesini sağladı. 1808'de tahtına çıktı. Alemdar Mustafa Paşa'yı sadrazamlığa getiren Mahmut Han, Öncelikle asileri ortadan kaldırdı. Sekban-ı Cedid adıyla yeni ve modern bir ordu kurdu. Yeniçerileri itaat ve disiplin altına almak için kanunlar koydu. Ancak bu gelişmelere karşı çıkan yeniçeriler, 15 Kasım 1808'de büyük bir isyan çıkararak, Alemdar'ı öldürdüler. Mahmut Han, yenilikleri durdurmak zorunda kaldı. Sultan Mahmud, içişlerle uğraşırken, Eflak ve Boğdan'a sahip olmak isteyen Ruslar, Osmanlı Devleti'ne savaş açarak Eflak, Boğdan, Besarabya ve Dobruca'yı kısa sürede işgal ettiler. Balkanlarda Sırp ve Hicaz'da Vehhabi isyanları çıkarak süratle genişledi. Bu isyanlar üzerine Mahmut Han 1812'de Ruslarla Bükreş antlaşmasını imzalamak zorunda kaldı. Serasker Hurşid Paşa, kısa sürede Sırp isyanını bastırdı. Kavalalı Mehmet Ali Paşa da Vehhabi ayaklanmasını önlemek üzere görevlendirildi. Mehmet Ali Paşa, yaptığı silahlı mücadeleden başarılı çıktı. Zafer haberine çok sevinen Mahmud Han, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'ya ihsanlarda bulundu. Mahmud Han 1821'de ortaya çıkan Mora isyanını kısa sürede bastırırken, ayaklanmanın ele başısı olarak gördüğü Patrik Gregorios'u patrikhanenin orta kapısında astırdı. Sultan Mahmud bu olaylar sırasında yeniçeri ve sipahilerin tecavüz ve zorbalıklarının önüne geçilemeyecek bir hal aldığını gördü. Aynı zamanda yeni talim ve eğitim kurallarını da reddeden bu fesat ocağının ortadan kaldırılması emrini verdi. Sancak-ı şerîf çıkarılıp dinine ve padişaha bağlı olanların onun altında toplanarak mücadeleye girişmesi istendi. Böylece Türk tarihinde eşine ilk defa rastlanan bir olayla Padişah'a bağlı birlikler halkla bütünleşerek, fitne ve fesat yuvası yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırdılar. Yeniçeri ocağının kaldırılması hayırlı bir olay kabul edilerek, tarihe "Vaka-i Hayriye" adıyla geçti. Mahmud Han büyük bir gayret ve çalışmayla kısa sürede Asakir-i Mansure-i Muhammediyye adıyla yeni ve Avrupaî tarzda sistemli bir orduya sahip oldu. Topçu, lağımcı ve humbaracı ocaklarını ıslah etti. Mekteb-i Bahriye'yi kurdu. Eğitim ve öğretimi en üst seviyeye çıkarmak için Avrupa'dan hocalar getirtti. Ancak Osmanlı Devleti'ndeki bu süratli ve olumlu gelişme, Avrupa devletlerini hoşnut etmedi. Ingiliz ve Fransızlar Osmanlı Devleti içerisindeki Mustafa Reşit Paşa gibi adamlarını yardım vaadiyle aldatarak, Rusya ile harbe sebebiyet verdikleri gibi, Mısır valisi Mehmet Ali Paşa'yı da devletine karşı kışkırttılar. Sultan Mahmud Han bu durumda bir yandan devlete yeni nizam verirken, bir yandan da buhran çıkaran iç ve dış düşmanlarla uğraşarak isyanları bastırmaya ve imparatorluğu kurtarmaya çalışıyordu. Bunlar arasında en kötüsü Mısır valisi Mehmet Ali Paşa'nın çıkardığı isyan olup, hadise milletlerarası ağır bir mesele halini aldı. Nitekim bütün buhranlar karşısında, iradesi, sabrı ve cesareti kırılmayan Hakan, bu hadisenin ıstırabı içinde 1 Temmuz 1839'da hayata gözlerini yumdu. Cenazesi Çemberlitaş'taki türbesine defnedildi. Ikinci Mahmut Han, askerî, idarî ve sanat sahalarında kendini çok iyi yetiştirmiş, dindar, akıllı, zeki, çalışkan ve azim sahibi bir padişahtı. Ilim ve sanat adamlarına ve eserlerine ziyadesiyle alaka gösterir, kıymet verip himaye ederdi. Osmanlı Devleti'nin ilerlemesini, teknik ve sanayide devrin seviyesine ulaşılmasında görüyordu. Gayret ve sebat sahibi bir padişahtı. Devrindeki bütün hadiseler karşısında asla ümitsizlik ve gevşeklik göstermedi. Düşmanlara ve asilere karşı aciz, fakat devlet nizamına ve yeniliklere engel olan yeniçeri ocağını ve başına buyruk kimseleri ortadan kaldırmakla en büyük inkılabı gerçekleştirdi. Lakin iş başında iktidar sahibi ve dinine bağlı devlet adamlarının bulunamayışı, onun yalnız kalmasına sebep olduğu gibi yeniliklerde kesin bir neticeye varmasını da önledi. Ayrıca şair olan ve şiirlerinde Adlî mahlasını kullanan Mahmud Han, bu buhran devresinde, yaptırdığı ilim, sanat eserleri, hayır kurumları ve sosyal müesseseleri ile de ülkeyi imaretti. Osmanlı devletini zor bir devrede maharetle idare etmiştir.
Sultan 2. Abülhamid Han: Osmanlı padişahlarının otuz dördüncüsü ve Islam halifelerinin doksan dokuzuncusu. 1842 de doğmuştur. 1876-1908 yıları arasında iktidarda kalmıştır. Babası Abdülmecid Han'dır. Çok iyi bir tahsil görerek din ilimlerini ve Fransızca'yı mükemmel bir şekilde öğrendi. Amcası Abdülaziz Han onu Mısır ve Avrupa seyahatlerinde yanında götürdü. Abdülaziz Han'ı tahttan indirip şehit ettiren, böylece Osmanlı Devleti'nde idareyi ele geçirin batı kuklası bazı paşalar, V. Murad'ın şuurunun bozulması üzerine, devlet işlerine karışmaması ve yalnız millet meclisinin çıkaracağı kanunlara göre hareket etmesi şartıyla, Abdülhamid Han'ı sultan ilan ettiler. Tahta çıktığında Osmanlı Devleti tam bir bunalımın eşiğindeydi. Karadağ ve Sırbistan'da savaş aleyhimize dönmüş, Bosna-Hersek ve Girit'te ayaklanmalar çıkmış, mali kriz son haddine varmıştı. Bu arada sadrazam Mithat Paşa ve arkadaşlarının isteği üzerine 1876'da Birinci Meşrutiyet ilan edildi. Ancak gayrimüslimlerin dahi yer aldığı Meclis-i Mebusan'ın ilk işi Rusya'ya harp ilanı oldu. 93 harbi diye tarihe geçen bu savaş, Osmanlı Devleti için tam bir felaket getirdi. Ruslar, Istanbul önlerine kadar geldi. Bir milyondan fazla Türk, Bulgaristan'dan Istanbul'a hicret etti. Mütareke isteyen Sultan Abdülhamid, ilk iş olarak devleti parçalanma ve yok olma yoluna doğru götüren Meclis-i Mebusan'ı kapattı. Devlet idaresini eline aldı. Ayastefanos Antlaşması ile Osmanlı Devleti Makedonya, Batı Trakya, Kırklareli, Kars, Ardahan ve Batum'u kaybediyordu. Ancak Ingiltere ile anlaşan Abdülhamid Han, Kıbrıs'ın idaresini onlara bırakmak şartıyla, yeniden topladığı Berlin Konferansı'nda kaybedilen toprakların bir kısmına sahip oldu. Abdülhamid Han büyük meseleler karşısında bunalan Osmanlı Devleti'ni bundan sonra dahiyane bir siyaset, adalet ve fevkalade bir kudretle yönetti. Düyun-u Umumiye idaresini kurarak iki yüz elli iki milyon tutan devlet borçlarını yüz altı milyona indirdi. Memlekette büyük bir imar faaliyeti ile eğitim ve öğretim seferberliği başlattı. Çoğu şahsî parasından olmak üzere cami, mescit, mektep, medrese, hastane, çeşme, köprü vs. gibi toplam 1552 eser yaptırdı. Ülkenin dört bir yanını demiryolu ile döşedi. Yunanlıların Girit'te isyan çıkarıp, Türkler arasında toplu katliamlar yaptırmaya başlamaları üzerine, Yunanistan'a harp ilan etti. Alman kurmaylarının altı ayda geçilemez dedikleri Termopil Geçidi'ni 24 saatte aşan Osmanlı ordusu, Atina önüne vardı. Yunanistan'ın tamamen Osmanlı eline geçeceğini anlayan Avrupalı devletler, sulha zorladılar ve bunda muvaffak oldular. Yahudilerin Filistin'de bir cumhuriyet kurma teşebbüslerinin karşısına çıktı. Onların Osmanlı borçlarını bütünüyle silelim tekliflerini reddetti. Bu toprakların kanla alındığını, asla terk edilemeyeceğini sert bir dille bildirdi.
Filistin topraklarının Yahudilere satılmaması için gerekli tedbirleri aldı. Doğu Anadolu'da Ermeni hareketlerine karşılık Hamidiye Alaylarını kurdu ve bölgede asayişi temin ile Osmanlı hakimiyetini pekiştirdi. Sultan Abdülhamid Han'ı tahttan indirmeden Osmanlı Devleti'ni parçalamanın ve Islam'ı yok etmenin mümkün olmadığını gören bütün iç ve dış düşmanlar bu Türk hakanına karşı cephe aldılar. Bir taraftan Sultan'ı gözden düşürmek üzere her türlü iftira ve kötüleme kampanyaları yaparlarken, diğer taraftan suikastlar tertip ettiler. Ermeni asıllı Fransız yazar Albert Vandal'ın "Le Sultan Rouge=Kızıl Sultan" şeklinde ortaya attığı iftiraları aynen alan bazı gafiller, ansiklopedilere bunları yazarak genç nesilleri aldattılar. Bu arada Padişah'ın devlet idaresinde nüfuzunu kırmak isteyen batılılar, Ittihat ve Terakki mensuplarını kışkırtarak 1908'de Ikinci Meşrutiyeti ilan ettirdiler. Böylece otuz yıl durmuş olan facialar tekrar başladı. 31 Mart Vakası sebebiyle Ittihat ve Terakki ileri gelenleri tarafından tahttan indirilen Abdülhamid Han, Selanik'e gönderildi. 1918'de Beylerbeyi Sarayı'nda vefat eden Abdülhamid Han'ın naşı Çemberlitaş'ta dedesi Sultan II. Mahmut'un türbesindedir.II. Abdülhamit Han'ın güzel ahlakı, dine olan bağlılığı, edep ve hayasının derecesi, akıl ilim ve adaletinin çokluğu, milleti için gecegündüz
çalışması, düşmanlarına bile iyilik yapması, ciltler dolusu eserlerle anlatılmaktadır. Onun tahttan indirilmesinin üzerinden 10 yıl geçmeden imparatorluğun dörtte üçünün elden çıkması, memleketi 33 yıl nasıl idare ettiğine en açık delildir. Yine Abdülhamid Han'ın tahttan indirilmesiyle beraber kan gölü haline çevrilen Ortadoğu'da hala huzur tesis edilememiş olup, Arap alemi siyonizmin oyuncağı haline gelmiştir.

13 - Köprülü Kütüphanesi
(1661 ) Çemberlitaş-Sultanahmet arası 1. yol kenarındadır.

14 - Kuduz Hastanesi
Eminönü Sağlık Grup Başkanlığı olarak faaliyet halindedir. Çemberlitaş-Sultanahmet arası 2. yol kenarında olan bu yapı eski bir Rum hanımın evidir. Tramvay peronu arkasındadır.

15 - Firuz Ağa Camii
Sultanahmet-Gülhane arası 1. peron kenarındadır.
Tarihçe: Divanyolu'nda, Sultan Ahmet Camii'nin karşısında bulunan Firuz Ağa Camii, Fatih'in oğlu Sultan 2. Bayezid'in hazinedarbaşı Firuz Ağa tarafından yaptırılmıştır. Divanyolu'nun genişletilmesinden önce daha büyük bir avlusu olan cami, kapısını üstündeki kitabeden de anlaşılacağı 1491 yılında, yani fetihten 38 yıl sonra inşa edilmiştir. Kitabe de Şeyh Hamdullah Efendi'nin kaleminden çıkmıştır. Tek kubbeli küçük camilerin tipik bir örneği ve Bursa üslubunun basit bir karışımı olan bu cami, küçük olmasına rağmen Bursa üslubunun klâsikleşmeye doğru gelişimi açısından önemlidir. Kare planlı camide kubbe, sekizgen bir kasnağa oturur. Bursa camilerinde olduğu gibi bu caminin de iç avlusu yoktur. Üç kubbeli son cemaat yerinin sütun başlıkları istalaktitlidir. Cümle kapısı dışarı az çıkıntılı olup sade silmeli bir çerçeveye sahiptir. Kapı, camiyi küçük göstermemek ve soğuk havalarda içeriyi soğutmamak için küçük fakat çok uyumlu ölçülerde yapılmıştır. Firuz Ağa Camii'nin tek şerefeli minaresi, diğer camilerde görülmeyen şekilde sol taraftadır. Gövdeye geçen papuç kısmı son derece kısadır. Gövde ve kaide arasındaki çap farkı çok azdır. Şerefe ve korkuluk klâsik üsluptadır. Firuz Ağa Camii, Sultanahmet Camii ile birlikte At meydanı'nı taçlandırıyor. Eskiden imparatorların at yarışlarını seyrettikleri loca, Firuz Ağa Camii'nin bulunduğu yerdeymiş.

Not: Resimler bilahare eklenecektir. Firuz Ağa Camii' nin minaresinin ters yönde olması geçtiğimiz günlerde bir gazetenin tarih ekinde okuduğum üzere o dönemde bölgede çok fazla gayri müslim yaşıyor olması ve bu kişilerin ezan sesinden duyacağı rahatsızlığın asgariye indirilmesi amacı ile bu şekilde inşaa edilmiştir. -Esat-

Kullanıcı avatarı
Esat
Pir-i Seyyâh
Mesajlar: 16378
Kayıt: 17 Eyl Pzt, 2007 13:37

Mesajgönderen Esat » 29 Oca Prş, 2009 19:17

Bu araştırma yazısı Raylı Sistemler Bülteni 2008/1 sayısında yayınlanmış ve yazarın izni ile siteye alıntılanmıştır. Bu 3 bölümlük yazı dizisinin üçüncü bölümüdür.

16 – Türk Edebiyat Vakfı
Sultanahmet-Gülhane arası 2.yol kenarındadır. Ahmet kabaklı tarafından 1978 de açılışı yapılmış tarihi yapıdır. Herkese açık kitap, tezhip, sohbet, sergi, tiyatro çalışmaları vardır.

17 –Dünya Ortası "MİLİON Taşı" ve Su Kemeri kalıntısı:
Sultanahmet-Gülhane arası 2.yol kenarındadır. Tarihçe: Doğu Roma İmparatorluğu'nun başkenti olan İstanbul, aynı zamanda dünyanın da merkezi sayılırdı. Bunu kanıtlamak için dikilmiş olan Milion taşı, "dünyanın sıfır noktası" olarak kabul edilirdi. İmparatorluğun büyük merkezlerinin İstanbul'a uzaklığını da simgeleyen bu anıtsal mil taşı bugün Yerebatan Sarayı'nm üstündeki bazilikanın önünde yer alıyor.Taş eskiden, Bizans'ın en önemli caddesi olan Mese'nin üzerinde yer alır ve kent buradan daha küçük caddelere ayrılır çatallar yaparak surlara varır ve surlardan da dünyanın her tarafına ulasırdı. "Y" harfine benzetilen bu çatalın altı Sultanahmet, iki ucu da Yedikule ve Edirnekapı'yı simgelerdi, Böylece imparatorluk da bu ilk çatalın etrafında toplanmıştı. Bizans sarayı siyaseti, Ayasofya kilisesi inancı ve Hipodrom da imparatorluğun eğlence yaşamının en büyük simgeleriydi.
1453'de İstanbul'un fethinden, 1826da Yeniçeri Ocağı'nın kapatılmasına kadar uzayan zaman diliminde ise bu kez Osmanlı İmparatorluğu'nun gözde meydanı olmuştu. Meydandaki etkinlikler Osmanlı'da ve hatta Cumhuriyet döneminde de devam etti. Saray düğünleri, şenlikler, duyurular, sokak gösterileri, çeşitli eğlenceler, kanlı ayaklanmalar... Hepsinin ortak noktası Atmeydanı'nda sahneleniyor oluşuydu. Sultanahmet Meydanı, halkın "küçük kıyamet" adını verdiği 1509 depremi ile çeşitli deprem ve yangınlarda İstanbul halkına gecelerce ev sahipliği yapmıştı. İstanbul'un en geniş alanı olarak ayrı bir görev üstlenen meydan, önceleri 45 bin metrekarelik bir alana yayılırken, 17. yüzyıl başlarında yapımına başlanan saraylarla giderek daralmaya başladı. Çevresini saran seyirci tribünlerinin yerine saraylar, camiler, okullar, hapishane ve diğer binalar eklendikçe küçüldü; küçüldükçe işlevini yitirmeye başladı, bakımsızlaştı ve gözden düştü.

18 –AYASOFYA :
Sultanahmet-Gülhane arası 1.yol kenarındadır. Duvar kısmı tramvay hattına çok yakındır.
Tarihçe: Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından M.S. 537 yılında İstanbul'un eski şehir merkezine katedral olarak inşa ettirilen ve günümüzde müze olarak hizmet veren tarihi yapıdır. 1500 yıllık tarihi olan Ayasofya, sanat tarihi ve mimarlık dünyasının baş yapıtları arasında yer alır. Başlangıçta bir kilise olarak inşa edilen ve Osmanlı döneminde camiiye çevrilen Ayasofya, günümüzde bir müze olarak hizmet vermektedir ve bu sebeple Ayasofya Müzesi olarak anılmaktadır. İsmi Yunanca "Kutsal Bilgelik" anlamına gelir. 532-537 yılları arasında, 6 yılda tamamlandı. Dünya’nın en eski ve en hızlı inşa edilen katedralidir. Günümüzde, dünyanın yüzölçümü bakımından dördüncü büyük katedrali olarak kabul edilir. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u aldıktan sonra bu eserin Camii haricinde kullanılmaması husussunda vasiyet etmiştir.

19 – Yerebatan sarnıcı :
Sultanahmet-Gülhane arası 2.yol kenarındadır. İstanbuldaki en büyük ve muhteşem kapalı sarnıçtır. Ayasofya meydanı batısındaki küçük binadan girilir. Sütun ormanı görünümündeki mekanın tavanı tuğla örülü, çapraz tonozludur. Zamanında civardaki bir bazilikadan dolayı bu isimle anılmıştır.
Tarihçe: Civardaki saraylara su sağlamak için I. Justinyen (527-565) devrinde yapılmıştır. Sarnıç, 143 metre uzunluk ve 65 metre genişliğiyle toplam 9.800 metrekarelik bir alanı kapsamaktadır 28 x 12 sıralı sütunların toplamı 336 adet olup, sütun başlıkları genellikle İyon ve Korent üslupları taşımaktadır. Ancak az sayıda işlenmeden bırakılmış Dor stili başlıklara da rastlanmaktadır. Sarnıç, 4 metre kalınlıkta, pişmiş tuğladan yapılan duvarla çevrelenmiş ve su yalıtımı amacıyla özel bir harçla sıvanmıştır. Zamanında su seviyesi mevsimlere göre değişen sarnıcın, doğu duvarındaki değişik seviyelerdeki borular vasıtasıyla dışarıya su verilmiştir. Su seviyelerinin bıraktığı izler, sütunlarda görülebilir. Sarnıcın su gereksinimi, şehrin 19 km kuzeyindeki Belgrad Ormanları'ndan imparator Justinyen tarafından yaptırılan su kemerleriyle karşılanmıştır. 1984'da büyük tamirat sırasında zemin temizliği yapılmış, 1 metreden fazla çamur temizlendiğinde orijinal tuğla taban ve 2 sütun altında Medusa kafası mermer bloklar ortaya çıkarılmıştır. İnşa edilen yol sayesinde de sarnıç içini dolaşmak mümkün olmuştur. Sarnıçta konserler ve çeşitli kültürel etkinlikler düzenlenmektedir.

20 – Caferağa medresesi :
Sultanahmet-Gülhane arası 1.yol kenarındadır. Ön tarafı esnaflar tarafından iş yeri olarak kullanılmakta olup, yer yer ihtiyaçlara binaen yeni dizaynlar yapılmıştır. Asıl giriş arka taraftandır. Muhtelif amaçlarla kullanılmaktadır.
Tarihçe: Caferağa Medresesi, Kanuni Sultan Süleyman dönemi (1520-1566) Babüssaade ağalarından Cafer Ağa tarafından, Mimar Sinan'a yaptırılmıştır (1559). Bağımsız medreseler grubuna giren ve günümüze geçirdiği onarımlarla ulaşan medrese, 15 dershane/sergi odası, büyük salonu ve huzur verici bahçesiyle, Geleneksel Türk El Sanatlarının öğretildiği, üretilip satılabildiği turistik bir merkeze Türk Kültürüne Hizmet Vakfı tarafından dönüştürülmüştür.

21 – Türkiye Anıtlar derneği :
Sultanahmet-Gülhane arası 2.yol kenarındadır.

22 – Zeynep Sultan Camii :
Sultanahmet-Gülhane arası 2.yol kenarındadır. Camii girişinde sol tarafta bulunan sebil, büfe olarak kullanılanılmakta olup,yanında da ayrıca çeşme vardır.
Tarihçe: 1769 yılında III. Ahmed'in kızı Zeynep Âsime Sultan tarafından Ayazma Camii'nin de mîmarı olan Mehmed Tahir Ağa'ya yaptırılmış barok tarzındaki câmidir. Mîmârî tarzına bulunduğu mekan göz önüne alınarak karar verilmiştir. Bu özel tarzı ve yapımında kullanılan malzemeler nedeniyle Bizans kiliselerini anımsatır. Gülhâne'nin karşısında bulunan câminin arka tarafında bugün de ilkokul olarak kullanılan mektep vardır. Eskiden sebil[1] olarak kullanılan kısmı ise şu anda vakıflar tarafından kiraya verilmiş, büfe olarak işletilmektedir. Câminin hemen önünde I. Abdülhamit'in külliyesinden[2], 1920'lerde Eminönü'den 4. Vakıf Han'ın yapımı nedeniyle buraya taşınmış olan çeşme artık istimlak çalışmaları sırasında Taya Hatun Sokak'taki bugünkü yerine taşınmıştır. Hemen üst tarafında ise Osmanlı Araştırmaları Vakfı bulunmaktadır. 1912 yılında yapılan istimlâk çalışmaları neticesinde türbesi yıkılan Zeynep Sultan'ın naaşı, câminin bodrumunda 1950 yılına kadar kalmıştır. 1950'de dönemin vakıflar idâresi tarafından Zeynep Sultan'ın naaşı bugünkü yerine defnedilmiştir. Câminin bodrumu ise 1983 yılında restore edilmiş, şu an hâlen ibâdete açık durumdadır. III. Selim'in sadrâzamlarından Zeynep Sultan ile evli olan Melek Mehmet Paşa'nın kabri de câminin hazîresinde yer almaktadır.Zeynep Sultan Camii 1958 yılında Vakıflar İdâresi tarafından, 1983 yılındaysa câmii cemaati tarafından restore edilmiştir.

23 – Gülhane parkı ve Alay Köşkü :
Sultanahmet-Gülhane arası 1.yol kenarındadır.
Tarihçe: Gülhane Parkı, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Topkapı Sarayı'nın dış bahçesiydi ve içinde bir koru ve gül bahçelerini barındırırdı. İstanbul şehremini operatör Cemil Paşa (Topuzlu) zamanında düzenlenerek 1912 yılında park haline getirildi ve halka açıldı. Toplam alanı 163 dönüm kadardır. Parkın ortasından iki yanı ağaçlı yol geçer. Bu yolun sağında ve solunda dinlenme yerleri vardır. Boğaza doğru kıvrılarak inen yokuşun sağında ise Romalılardan kalma Gotlar sütunu vardır. Parkın Sarayburnu kısmı eskiden Sirkeci demiryolu hattı üstünden bir köprüyle ana parka bağlıydı. Bu kısım sonradan sahilyolu (1958) ile parktan ayrıldı. Atatürk, halka latin harflerini halka ilk defa bu parkta 1 Eylül 1928 tarihinde gösterdi. Atatürk'ün naaşı Ankara'ya gönderilirken, İstanbul'daki son tören Gülhane Parkı'nın Sarayburnu bölümünde 19 Kasım 1938 tarihinde yapıldı. Tabut, top arabasından 12 general tarafından alınarak Yavuz zırhlısına götürülmek üzere rıhtımdaki bir dubaya yanaşan Zafer destroyerine konuldu. Yıllardır çok kötü ve harap bir şekilde bulunan park 2003 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilerek, eski görkemli günlerini aratmayacak bir duruma getirildi.
Alay Köşkü: Topkapı Sarayı'nın dış suru üzerinde, padişahların geçit yapan alayları seyretmesi için yaptırılan köşktür.Alay Köşkünün bulunduğu yerde 16. yüzyıl'da ahşap bir köşk bulunuyordu. Köşkün bugünkü binası II. Mahmut tarafından yaptırıldı. Gülhane Parkı'nın içinden geniş bir rampa ile çıkılan köşk yuvarlak bir hünkar salonu ile hizmet binalarından oluşur. 1938'de Topkapı Sarayı Müdürlüğüne bağlanan köşk daha sonra önemli bir tamirden geçti.

24 – İstanbul valiliği girişi – Eski Yeniçeri ocağı:
Sultanahmet-Gülhane arası 2.yol kenarındadır.
Yeniçeri ocağı : Ne zaman kurulduğu tam olarak belli değildir. Kapatılması İse askerlerin isyan etmeleri üzerine 2.Mahmut döneminde olmuştur. Türkçe’de “Çeri” asker manasındadır. Yeniçeri, yeni asker manasındadır. Bu askerler farklı dinlere mahsus olan çocuklardan alınıp, önce Müslüman edilir, daha sonra emekli olana kadar askerlik yaptırılırdı. Askerlik süresince evlenmeleri ve başka mekanlara yerleşmeleri yasaktı.

25 – Çocuk Mahkemeleri binası :
Sultanahmet-Gülhane arası 2.yol kenarındadır. Gülhane Parkının tam karşısındadır. Binanın osmanlı döneminden kalma olup, Morg ve DGM mahkemesi olarak kullanılmıştır. Deprem dolayısıyle de içeriden güçlendirme ve restore edilmiştir.

Ve DİĞERLERİ : GÜLHANE- SİRKECİ ARASI
26 - 2.Yol Kenarı Tarihi tekke ve Mezarlıklar
27-28 1.Yol kenarı Peron karşısı Kilise ve tarihi binalar.
29 Karaki Hüseyin Çelebi Camii - 1.yol kenarı
30 – Muradiye Sebili-2.yol kenarı


“Makaleler” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir